Dolar : Alış : 3.9170 / Satış : 3.9241
Euro : Alış : 4.6375 / Satış : 4.6459
HAVA DURUMU
hava durumu

Mersin18°CAz Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 53 Kategoride 931 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Yoksulluğun Sesi…

14 Eylül 2015 - 60 kez görüntülendi.
Ana Sayfa » Güncel » Yoksulluğun Sesi…

mustafa-mizrak-yoksullugun-sesi

YOKSULLUĞUN SESİ.

Yoksulluk dünyadan kökü kazınamayan bir sorun. Yaygın olarak Afrika, Asya, Latin Amerika ve irili ufaklı ada ülkelerinde görülen yoksulluk, aslında her yerde, her zaman var. Aslında İstanbul zirvesine konu olacak ülkeler arasında Latin Amerika ülkeleri eklenmemiş. Ama And dağlarının doruklarında, Arjantin ve Meksika’nın kent varoşlarında ve kırsallında, kıtanın içine sıkışıp kalmış Bolivya’da, Brezilya’nın kuzeyinde, Amazon ormanlarında, petrol zengini Venezuella’da da yoksulluk sürüyor.

Yoksulun sorununa çözüm arayışı içinde görünen gelişmiş ülkelerde sorun yok mu?

Paris’in göbeğinde, Palais Garnier civarında sersefil dolaşan çocuklu kadınları gözünüzün önüne getirin. 1990 sonrasında bir anda zenginleşen Moskova’nın her köşesinde, ışıl ışıl alışveriş merkezlerinin, Bolşoy tiyatrosunun çevresinde karşınıza çıkan yoksulluk, nerede ise 80 yıl boyunca komünizmin silip atamadığı yoksulluk mu? Yoksa piyasa ekonomisinin kaçınılamaz bir gerçeği mi diye düşünmeden edemezsiniz.  Eksi 16 derecede sırtlarını yere kadar uzanan vizon kürklerle ısıtan kadınlar Erivan sokaklarında keyifle arz-ı endam ederken,  arkasında bir tek pırtık ceket ile yürüyen, yürürken ellerini nefesleri ile ısıtmaya çalışan kavrulmuş, mutsuz yüzlü adamlar, yoksulluğun küçücük Ermenistan’da yaşayan acımasız yüzü. Yoksul, özerk bir yönetime kavuşmuş Barcelona’nın Katalan adı ile Avinguda Roma’sında da, Portekiz’in Al Feme’sinde de var. İstanbul’da da var. Kars’ta da var. İzmir veya Mersin’de de var.  Darlık, adeta varlığın tamamlayıcı parçası.  Ama yoksulluğun var ve yaygın olduğu yerde, huzur az. Umut yok. Şiddet var, suç var. Utanç var. Üzüntü var.

Değişen Dünya Görüşü

Çok eskilerde, yoksul değilse şükretmek, yoksulsa kaderine razı olmak varmış. “Şükret haline. Mutlu olmak istiyorsan kendinden iyi durumda olana değil, kötü durumda olana bak” sözleri insanlara, kendilerini bir şeylerden yoksun hissetmemeleri, olur olmaz şikâyet etmemeleri ve en önemlisi ihtiyaç sahiplerine sırtlarını dönmemeleri için, bir zamanlar aile büyüklerinin neredeyse günde beş vakit tekrarladıkları sözlerdi.  Zaten bütün dinler de sahip olunan ayrıcalıklara şükretmeyi ve ayrıcalıklardan nasibini alamayanlara yardım eli uzatmayı öğütlemez mi? Sezdirmeden, duyurmadan. İstismar aracı yapmadan, insan gurunu incitmeden ve menfaat beklemeden yardım etmek. Ancak bunlar, insanın kendini nefsini aşmasına öğütleyen sözler olsa bile, yoksullukla mücadeleyi değil, hafifletmeyi,  onunla birlikte yaşamayı kolay hale getirmeyi amaçlayan öğütlermiş.  Kurumların ön planda olmadığı toplumsal düzenlerde, bireyin yapabileceğini belirleyen, isteyen… Bir tür aile içi eğitim.

Ama şimdi artık hedef büyütmek ve yoksullukla yaşamayı değil, onu yok etmeyi planlamak gerekiyor. Yine de ata öğütleri, bireysel çabaları toplumsal düzeye taşıyan mantığın temelindeki öğreti. Her şeyden önce görece olarak yoksun hissetmeyeceksin ki yoksula kaynak ayırabilesin.  Öyle bir denge kurulacak ki daha iyiyi yaratmanın önüne geçmesin. Ama daha iyi, daha büyük, yoksula el vermeye engel olmayacak. Yoksullukla mücadele artık, bireyin değil, kamusal organizasyonların, devletlerin ve hatta devletlerin de yeterli olmadığı günümüz koşullarında uluslararası işbirliğinin görevi

Onca yapılan hibe birilerini zengin ediyor. Kitleler gene yoksul gene yoksul. Şimdi artık yoksulu, yoksulluk kısır döngüsünden kurtaracak iş olanakları yaratmak temel hedef. İşsizlik azalırsa, yoksulluk azalır.

İşte son 30 yıldır Birleşmiş Milletlerin gündeminde de böyle bir yoksullukla mücadele felsefesi var. Ayrıca pek çok kuruluş ve platform aynı yaklaşımla hareket ediyor. Dünya zirveleri bir değil iki değil. Binlercesi var. Birleşmiş Milletler öncülüğünde olanlar var, daha geniş kapsamlı olanlar var.

Türkiye bunun için ciddi bir siyasi irade ve sermaye koymuş durumda. Dünyanın en büyük 20 ülkesi arasında bulunmanın sorumluluğunu taşıyabileceğini göstererek küresel rolünü bir kere daha ön plana çıkarıyor.  Ama yoksulluk her yerde olmasına rağmen en fazla Afrika’da ise bu kıtadaki oynamaya hazır olduğu rolü de bir kez daha vurguluyor.

Yoksullukla Mücadelede Herkes için Bir Şey

Gelişmiş Batı ülkeleri, yoksulluğu bulunduğu yerlerde azaltamadıkları için yıllarca buralardan gelen göç ve mülteci akınlarına hedef oldular ve hâlâ olmaktalar. Yani sorun başladığı yerde durmuyor. İş ve aş isteyen yoksul ülke halkları, her türlü zorluğu göze alarak ya göç ediyor veya zaten bulundukları yerlerde çıkan çatışmalardan kaçarak, güvenli sığınma limanları arıyor. Artık AB’nin, Amerika’nın, Kanada ve Avustralya’nın bu göç dalgalarına tahammülü kalmadı. Öyle ki, yoksulluğun kol gezdiği bölgelerde çıkan çatışmalara sattıkları silahlardan elde ettikleri gelirin çok daha fazlasına ulaşan maliyete, bu göç dalgaları nedeni ile katlanmak zorunda kaldılar. O halde acilen bir şeylerin yapılması gerek. Aynı sorunlar, şimdi bir de Yeni Sanayileşen Ülkelerin, özellikle Çin ve Türkiye’nin kapısında. Brezilya zaten hep bir göçmen ülkesiydi. Hindistan’ın tüm zenginleşmeye kendi başına sürecek yeterli yağı yok. Onun için İstanbul zirvesinde, geleneksel olarak, yoksullara yardım eden ülkeler yanı sıra, Yeni Sanayileşen Ülkelerin de elini taşın altına sokması gerekiyor. Türkiye bu açıdan da kendini önemli bir misyon’un parçası olarak kabul ediyor ve sahnede alması gereken yeri alıyor. Gerçekten de, artık İstanbul sokaklarında gözlerimizin alıştığı Afrika’lı ve Asya’lı satıcılar ile Urfa ve Mardin’deki Fas’lı gelinler, zenginleşen Türkiye’yi gelecekte nelerin beklediğinin habercileri.   Bu bakımdan da Türkiye’nin böyle bir zirveye ev sahibi olmaya talip olması anlamlı. Sorumluluğuna sahip bir küresel güç olmak Türkiye için iyi bir imaj.

Günde 1 Dolar veya 4 Dolar Ne Fark eder?

Dünyada yaygın yoksulluğun ve kent yoksulluğunun ölçüsü bu. Ama ne farkı var? Her ikisi de çok düşük gelir düzeyinin ölçüsü. Şimdi günlük rakamı yıllık 745 Dolar olarak ifade ettiklerinde de bir şey değişmiyor. İnsanlar, böyle bir gelir ile ne yer, ne içer? Sağlığını nasıl idame ettirebilir? Ne okur, ne de yazabilir. Marjinal gelir farkları için, kırar, öldürür, çalar, uyuşturucu satar. Canlı bomba bile olacak kadar umudunu yitirir. Yani işsizlik ve imkânsızlıkla gelen yoksulluk, basit suçtan, nitelikli suça, hatta teröre bile zemin hazırlar. İsyana, başkaldırıya ortam yaratır. Türkiye bunu iyi bilen bir ülke. Yoksulun yaşam kalitesinin yükselmesi, bu bakımdan toplumun yaşam kalitesinin de yükselmesi anlamına geliyor.

Acı çekenlerin hepsi insan. Malili de, Sudanlı da, Comoros Adalı da… Ama biliyor musunuz beni asıl hayrete düşüren nedir? Nasıl olur da birçok beşeri gelişme, sürdürülebilir ekonomik imkân, hak ve hukuk indeksinde, Kuzey Afrika’nın Libya, Mısır, Cezayir gibi ülkelerin, Sahra altı Afrika ülkelerinin gerisinde kalır?

Dini tevekkül bile onları oldukları yerde tutmaya yetmiyor. Herkes, her insan, her kadın, genç, ihtiyar, kendisi için evladı için daha iyisini istiyor. Yani “Arap Baharı”nda önce yoksulluğun acı baharatını hissetmek lazım. İnsanların daha yüksek tüketim ve daha iyi bir yaşam standardı arayışını görmek lazım… Aynı olay Fildişi Sahili’nde, Nijerya’da veya Uganda’da, Kongo’da var. Bir de bu acı reçeteye baskıcı rejimler eklenirse, işte size yoksulluğun yükselen sesi.

SEVGİYLE KALIN.

Mustafa MIZRAK
mustafamizrak33@hotmail.com

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İsminiz

 

E-Posta Adresiniz

Yorumunuz

İlgili Terimler :
Yazılım